Alkali Beslenme  – Olumsuz düşünceler de ruhsal sağlığımız ve bedenimiz için toksiktir. Tıpkı zararlı gıdalar gibi..

 

Yediğimiz her şey, bedenimizdeki hücreleri etkiler. Bizler yediğimiz gıdalardan oluşmaktayız. Yediklerimiz, içtiklerimiz ve soluduğumuz hava yapı taşlarımızı oluşturmaktadır. Vücudumuzu gözlemlemeli, onu dinlemeliyiz.Yanlış beslenme, insanların yaşamlarında fiziksel, düşünsel ve ruhsal alanda birçok olumsuzlukların yaşanmasına neden olmakta, hastalıklar ve sorunlar yaşatmaktadır.

Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölmekte ve bir o kadarı da yenilenmektedir. Ortalama iki yılda beyin ve sinir hücrelerimiz hariç olmak üzere bütün vücudumuz yenilenmektedir. Kötü beslenme vücudun yenilenme sistemini aksatmakta, hastalıklara açık hale getirmektedir.

Alkali Beslenme
Sağlıklı vücudun pH dengesi 7,36 ila 7,44 arasındaki alkali seviyedir. Asit oluşumuna neden olan gıdalarla beslenildiğinde bu denge bozulur ve vücut tekrar denge sağlayabilmek için hayati önem taşıyan bazı mineralleri (potasyum, magnezyum, kalsiyum, sodyum) harcar. Bu dengesizlik asidoza (asidik pH seviyesi) yol açar.  Asidoz ölümle dahi sonuçlanabilecek pek çok hastalığa neden olur. Hazır gıdalar ve fastfood beslenme şekli asidoza neden olacak kadar fazla asit içerir. Bunlar pH dengesini bozar ve kronik hastalıklara neden olur.

Alkali beslenme biçiminin yüzde sekseni alkali besin tüketimine,  yüzde yirmisi pH dengesini kuracak kadar asitli besin yemeye dayanır.

Meyvelerin çoğu alkali besinlerdir.
Kalsiyum, magnezyum ve potasyum bol miktarda yeşil sebzelerde bulunur. Bol bol organik sebze ve meyve yiyin.

Alkali diyetin en önemli faktörü düzenli olarak yüksek pH değerli alkali su tüketimidir. Günde kilogram başına en az 40 ml su içilmelidir. Ara öğünlerde en iyi içecek sudur, hazır meyve suyu ve asitli içecekler tüketmeyin. Doğal sular (maden suları) yüksek pH değerine sahiptir.

Kırmızı et yerine beyaz et ya da balık tercih edin. Et ve diğer hayvansal gıdalarla birlikte alkali olan sebzeyi bol tüketin.
Zeytinyağı kullanın.
Aşırı hayvansal gıdadan uzak durun.
Et, süt, peynir ve şarküteri ürünlerindeki yağ, tuz ve pişirme yöntemleri ile daha zararlı hale gelebilmektedir.
İşlenmiş, hazır gıdalardan kaçının. Fast food yemeyin.
Ya­pay malzemeler, tatlandırıcılar, koruyucular, ekstra hidrojen ve asidik iyonlar eklenmiş, katkı maddeleri çok olan hazır gıdalardan uzak durun.
Kola, enerji içecekleri, gazlı diğer içecekler sağlıksızdır, tama­men vazgeçin.
Rafine şeker, beyaz un ve doymuş yağ­lı ürünlerden sakının. mak; Beyaz unla yapılan ekmekler, bö­rekler, kekler, tatlılardan vazgeçin.


Pozitif olun. Olumlu düşünceler vücudu alkali, olumsuz düşünceler asidik yapar.
Açık ve temiz havada yürüyüş yapın. Kendinizle ve çevreyle barışık olun. Stresten uzak durun.

Vücudumuzdaki bütün canlı hücreler atık üretir. Tüm besinler hücrelere vücudumuzdaki sıvılar yardımıyla taşınır ve oksijen ile yanarak enerji haline dönüşür.

Bir besinin asidik veya alkali olduğu tüketiminden sonra vücuda yaptığı etki ile belirlenebilir. Yiyecekler içindeki alkali mineraller, sindirim sonrasında alkali atığa,  asidik mineraller asidik atığa dönüşür.

Yediklerimizin oluşturduğu atıkları idrar ve ter yoluyla vücudumuzdan atarız. Atıklar temel olarak asidik olduğu için idrarımız düşük pH dengesine sahip olur. Yaşam ve beslenme tarzı, besin türleri, çevresel koşullarının oluşumunu hızlandırdığı atıkların hepsini vücudumuzdan atamayız!

Vücuttan atılamayan asidik atıklar, kana karışarak dolaşım sistemine dahil olur. Zamanla damarlarda birikerek damar tıkanmalarına yol açar. Kanın, damarlardan gerektiği hız ve yoğunlukta akmaması sonucunda, vücudumuzdaki hücreler ihtiyaç duyduğu yeterli oksijen ve gıdadan yoksun kalır. Fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremeyen hücrelere dönüşürler.

Asidik gıdaların sık tüketimi bedeni zehirler; vücudun pH dengesini bozulur, stres toksinleri artar. Bağışıklık sisteminin ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu oksijen seviyesini azaltır. Minerallerin emilimi yavaşladığından enerji üretimi ve hasarlı hücrelerin yenilenme işlemi azalır. Yenilenemeyen hücrelerin kötü huylu kanser hücrelerine dönüşme ihtimali yüksektir. 

Yapay tatlandırıcılar, gazlı içecekler ve meşrubatlar, ilaçlar, konsantre gıdalar yüksek oranda asit içerir.


En alkali sebzelerin kırmızı pancar ve siyah turp olduğunu da burada hatırlatmakta yarar var..

Kronik yorgunluk hissi, fazla mukus üretimi, burun tıkanıklığı, enfeksiyonlara yatkınlık, heyecanlı, sinirli, irrite ruh hali, kuru ve güçsüz saçlar, baş ağrısı, eklem ağrıları, kas ağrıları, sık uçuk oluşumu vücuttaki asidite göstergeleridir.

Vücuddan atılamayan atıklar katılaşmış (kolesterol, yağ asidi, böbrek taşı v.b gibi) atıklara dönüşür, türlü şekillerde vücudun herhangi bir yerinde birikip yerleşirler. Bu asidik atıklar yaşlanma sürecini hızlandırır.

Alkali besinler ve su, asidik atıkların atılmasını kolaylaştırır ve vücudumuzun sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.

Vücudumuz mükemmel bir mekanizmadır ve asidin yaşamsal organlarımıza hasar vermesini engellemek üzere savunma mekanizmalarını devreye sokar. Asidi yağ hücreleri içinde depolar. Buna rağmen, asit, sık temas ettiği herhangi bir organın dokusunu çürütebileceği bir delik açabilir. Bu durumda hücre mutasyona uğrar. Asidik ortamda oksijen seviyesi düştüğü için kalsiyum tüketilmeye başlar. Savunmaya geçen vücut aşırı asidik ortamdan korumak için bizi yağlandırır. Yağ hücreleri ve selüloit birikimler paketledikleri asidi yaşamsal organlardan uzakta tutmaya çalışmaktadırlar.

Bozulan alkali-asit dengesi vücudun besin ve mineral alma kapasitesini düşürür, hücrelerdeki enerji üretimini olumsuz etkiler, hasarlı hücrelerin onarılma yeteneğini düşürür, vücudun detoks yeteneğini azaltır, bitkin ve hastalıklara açık hale getirir.

Asit atardamarların yüzeylerini erozyona uğratıp kardiyovasküler yapıları zayıflatır. Serbest radikallerin ortalığa saçılmasına neden olur, yaşlanmayı hızlandırır. Kilo almaya, diabete ve obezliğe neden olur.

Kolesterol plaklarının oluşmasına neden olur. Kan basıncını bozar, düzensizleştirir. Kritik lipid ve yağ asidi metabolizmasını bozar, karıştırır. Hücrelere dağıtılan oksijen miktarında azalmaya neden olur.

Asidik ortamı artan vücutlarda kardiyovasküler damar sertliği, kalp krizi, yüksek kan basıncı, obezite, MS, MD, ALS, karaciğer, böbrek sorunları, bunama, bağışıklık sistemi yetersizlikleri, osteoporoz, erken yaşlanma ve prostat problemlerine sık rastlanır. Duygu ve düşüncelerimiz de vücudumuzun asid ve alkali seviyesinden etkilenmektedir.  

Öte yandan öfke, nefret, kıskançlık, stres, korku-endişe, şüphe-kaygı, sinirlilik halleri, uykusuzluk, aşırı yorgunluk, huzursuzluk, hareketsizlik, umutsuzluk-yalnızlık duygusu ve her türlü olumsuz düşüncenin asidik ortama katkısı büyüktür. Bu tarz duygular ruhsal sağlığımız ve bedenimiz için toksiktir. Tıpkı zararlı gıdalar gibi..

“pH” kısaltmasının açılımı “Potansiyel Hidrojen“dir. Herhangi bir sıvı ortam içeri­sindeki hidrojen iyon yoğunluğunu ifade eder. 1 ile 14 arasında değişen değerlerle ifade edilir; pH değeri 7’nin altın­da ise ortam asidik, 7’nin üzerinde ise baziktir.

İnsan vücudu normal durumlarda, sindirim ve boşaltım sistemleri dışındaki tüm organların­da alkali düzeydedir. İnsan kanındaki de­ğerler bir hastalıkla mücadele ettiği ya da stres altında bu­lunduğu durumlarda asidik özellikler gösterir.

Sürekli asidik gıda tüketimi kısa sürede uyuşukluk, yorgunluk, baş ağrısı, mide bulantısı, si­nirlilik, depresyon eğilimi, midede yanma ve asit artışı, kronik yorgunluk yaratır. Serbest radikal oluşumunu arttırması yaş­lanmayı hızlandırır. Yüksek tansiyona neden olabilir. Obezite, MS ve kanserin gelişmesi için or­tam hazırlayan şeker asit yükünü artırmaktadır.

Alkali Beslenme  – Ne yediğinize dikkat!

 

Hem sağlık hem hastalık hücrelerimizin içinde başlar. Hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri oluşturur. Hücrenin sağlığı tüm sistemin sağlığıdır. Hücrenin sağlık kaynağı da alkali ortamdır. Eğer vücudun asitliği artarsa başta kanser riski, osteoporoz (kemik erimesi), kolesterol oksitlenmesine bağlı oluşan kalsiyum plakları, diş çürükleri, tiroid fonksiyon bozuklukları, eklem hasarları oluşmaya başlar.

Vücudu asidik yapan gıdalar

Hazır gıdalar, kömürde pişirilmiş etler, işlen­miş etler, şekerli içecekler, boyalı gazlı içecekler, masa tuzu, malt içecekler, inek sütü, inek peyniri, doymuş yağlar, kızartmalar, kızartma yağları, buğday, arpa, çavdar ve yulaf, beyaz pirinç, mısır ve bunlardan yapılan kahvaltı gevrekleri, cipsler, börekler, pastalar, ketçap, mayonez, soya sosu gibi hazır soslar, mayalı gıdalar, fermen­te ürünler, alkol, kafein, çikolata, siyah çay, mikrodalgaya girmiş yiyecekler, suni tatlandı­rıcılar vb..

Vücudu alkali yapan gıdalar 
Limon, yeşil limon, ıspanak, soğan, sa­rımsak, maydanoz, brokoli, kırmızıbiber, sa­latalık, fasulye, tatlı patates, fındık, badem, susam, keten tohumu, zeytin, zeytinyağı, balık yağı, zerdeçal, kavun, incir, hurma, si­yah turp, kuşburnu, karpuz, kırmızı pancar, armut, siyah erik, elma, kuşkonmaz, karna­bahar, şalgam, pırasa, dereotu, havuç, mer­cimek, kereviz, erik, bezelye, patlıcan, ceviz, kahverengi pirinç, karabuğday, darı, buğday çimi, hurma, nane, kekik, karbonat, işlenme­miş doğal tuz, keçi sütü ve lor peyniri.

Alkali formdaki mineraller 5 adettir: Kalsiyum, Potasyum, Sodyum, Magnezyum ve Demir. Bu mineraller sağlıklı alkali bir çevre yaratmak için çok önemlidir. Asidik minerallerle birleşerek toksin maddeleri vücuttan atarlar.

Alkali yiyecekler ve Alkali Su, bize yapışkan sümüksü maddelerden temizlenmiş bir bünye kazandırır. Sümüksü maddelerden arınmak, sinüs tıkanıklıkları, kronik lenfatik tıkanıklıklar ve şişlikler, akciğerlerde sıvı birikimi sorunları, mafsal kireçlenmeleri, kalsiyum eksikliği gibi sorunlardan uzak kalmaktır.

Zihinsel ve duygusal enerjinin pozitif olması da taze sebze ve meyve kadar önemlidir..  Vücut pH’ı üzerinde güçlü biçimde etkindir. Güneş ışığı da.. Alkali olma hali, güneş ışığının tam spektrumu ile etkinlik kazanır. Güneş ışığının yokluğunda ise, karanlıkta vücut hücrelerimizde asit oluşur.

Günlük beslenme alışkanlıklarınızı alkali gıda ağırlıklı düzenlemeye çalışın. işte bazı öneriler:

  • Daima aldığınız protein miktarının dört katı kadar çiğ sebze tüketmeye çalışın.
  • Çiğ sebze yeterince tüketemiyorsanız sebze suyu için.
  • Kırmızı et yediğinizde sebze desteği normalden daha fazla olsun.
  • Aksam yemeği lokmalarınızı en az 15 kez çiğnenerek yutun hatta tek tek sayın.
  • Yemekle beraber alkol, ayran, meyve suyu ve benzeri içecekleri içmeyin.
  • Yemekten iki saat sonra bir bardak suya bir yemek kaşığı limon veya doğal elma sirkesi ekleyip  için.
  • Televizyon karşısında atıştırmalık olarak bolca limonlu salatalık yiyebilirsiniz.
  • Mideniz kazınırsa yatmadan hemen önce bile olsa, bir katı yumurta yemeniz mümkün.
  • Yatmadan önce bir litreye yarım çay kaşığı karbonat ekleyerek hazırlayacağınız alkali sudan bir  bardak için.
  • Karbonatlı sudan tüm güne yayılmış olarak en az 1,5 litre tüketmelisiniz.
  • İdrarınızı takip edin, koyu olmasına izin vermeyin. pH’ını ölçemeseniz bile koku ve renk takibi yapın.
  • Sabah ilk iş, gece son iş olarak alkali su için.
  • Sebze suyu içmeye alışın. Bunu alışkanlık haline getirirseniz asitlenmeyi çok kolay çözersiniz. Alkali su ve sebze suyu yağlarınızı çözer.
  • Sofra tuzunu bırakın. Deniz ve Himalaya tuzu kullanın. Hem ödemlerinizi çözersiniz hem daha hızlı kilo verirsiniz.
  • Oranlamayı öğrenin. Alkali olmak için besinleri seçerken iç ortamınızın asit oranına göre miktar belirleyin. Bunun için sabah ilk idrar pH’ını ölçün.
  • Kaçamaklarınızı alkaliyle dengeleyin. Kaçamak yapıp sevdiğiniz asitli besinlerden yediğinizde, bunları çiğ sebzelerle beraber tüketin. Meyve şekerinin cildimizi en çok yaşlandıran besin maddesi olduğunu unutmamalısınız.
  • Balık ve iyi yağların tüketimini artırın. Kabuklular hariç tüm deniz ürünleri iyidir. Yemek pişirmede zeytinyağını, ayçiçek ve mısır yağına tercih edin.
  • Akşam yemeğinizi doğru seçin. Bel bölgesini inceltmek isteyen birinin yapacağı ilk şey erken saatte karbonhidratsız akşam yemeğidir.
  • Doğru kalsiyum kaynaklarını öğrenin. Salatalık: 25 ml/gr, marul: 35 ml/gr, nohut: 150 ml/gr.
  • Alkali yapan besinleri öğrenin. Market ve bakkallarda paketlenmiş halde satılan ürünler yerine pazardan taze alışveriş yapın.
  • Vücudumuzda hücre düzeyinde alkali ortam sağlamak ise ancak alkali beslenmeyle gerçekleşebilir.
  • Alkali beslenmenin ilk adımı olarak vücudumuzun yüzde 75’ini oluşturduğu için suyla başlamalıyız. Günde 2,5 litre su içmeliyiz. İlk uyandığımızda ve yatmadan önce mutlaka su için. Alkali bir su olmalı (Ph değerinin 7’nin üzerinde olmasına dikkat edin). Suya limon ekleyip ya da elma sirkesi ya da karbonat karıştırıp alkali değerini 10 – 20 kat artırabilirsiniz.
  • Sofra tuzunu bırakın. Deniz tuzu, kaya tuzu ya da Himalaya tuzu kullanmaya özen gösterin.
  • Gün içinde yaptığınız her türlü beslenme hatasını sebzelerle sossuz bol limonlu salatalarla çiğ koyu yapraklı sebzelerle ya da sebze sularıyla nötrlemeye çalışın.
  • En alkali içecekler alkali su, limonlu veya sirkeli su veya sodadır, en asit içecek ise koladır.
  • En alkali baharat zerdeçal ve tarçındır. Soya sosu ve hazır soslar ve balzemik sirke asittir.
  • En alkali yağ zeytin, balık, çörekotu ve keten tohumu yağı, en asit yağ trans yağ ve kızarmış yağdır.
  • En iyi alkali tahıl kara buğday ve kinoadır, en asidik un beyaz undur.
  • Alkali kurubaklagil nohut ve mercimektir. Beyaz pirinç asidiktir.
  • En değerli alkali, badem ve çörekotudur. Fıstık asittir.
  • Meyvelerden avocado, incir, mürdüm eriği, hurma alkalidir. Meyve suları ve şekerlemeleri asidiktir
  • En alkali protein yumurta beyazı, somon ve balıktır. Sığır eti ve işlenmiş et ürünleri asidiktir.
  • Badem sütü, koyun sütü peynirleri ve kefir alkalidir. Hazır inek sütünden uzak durun.

 

 

Korkular için olumlamalar

Güvensizlik için:

 • Yaşamın akışına güveniyorum.

 • Her ne oluyorsa benim için en güzel şekilde gerçekleşiyor. Ben kendime güveniyorum.

 • Ben tüm insanlara güveniyorum.

 • Ben her halimle güvendeyim ve bunun için şükrediyorum.

Gelecek korkusu için:

 • Geleceğimin güzelliklerle dolu olduğunu biliyorum.

 • Geleceğimi sevgiyle kucaklıyorum.

 • Geleceğimin sağlıklı, varlıklı ve iç huzuruyla dolu olduğunu biliyo-

 • rum ve bunun için şimdiden teşekkür ediyorum.

Yetersizlik korkusu için:

 • Ben her halimle her konuda yeterliyim.

 • Kendi iç gücüme inanıyor ve hayatımın her alanında yeterli oldu-

 • ğumu biliyorum.

 • Her halimle yeterli olduğum için öz benliğime ve evrene teşekkür

 • ediyorum.

Çaresizlik korkusu için:

 • Ben her zaman her şeyin çaresini bulurum.

 • Her şeyin bir çözümü vardır ve ben daima kolay çözümler bulurum.

 • Benim zihnim her şeyin çaresini bulacak kadar güçlüdür.

Değersizlik korkusu için:

 • Ben her halimle, olduğum gibi, tüm özelliklerimle değerliyim

 • Ben biricik ve tekim, benden başka bir ben daha yok bu evrende. Ben her halimle özelim, her halimle güzelim ve çok değerliyim.

 • Kendi değerime sahip çıkıyorum ve bu yüzden kendimi takdir ediyorum.

Güçsüzlük korkusu için:

 • Ben kendi gücüme güveniyorum ve sahip çıkıyorum.

 • Ben her halimle güçlüyüm ve bu yüzden kendimi takdir ediyorum. Evrenin gücünü içimde hissediyorum.

 • Ben ne zaman neyi istersem yapabilecek güce sahibim.

Hastalık korkusu için:

 • Ben her halimle sağlıklıyım.

 • Benim hücrelerim, organlarım, hormonlarım ve bedenim çok sağlıklı.

 • Aldığım her nefeste hücrelerim gençleşiyor ve sağlığım her

 • zamankinden daha iyiye gidiyor.

 • Ben sağlıklı gıdalarla besleniyorum ve sağlıklı yaşıyorum.

 • Ben sağlıklı yaşamayı seçiyorum ve bedenime değer veriyorum.

Kaybetme korkusu için:

 • Ben elimdekilerin değerini biliyorum ve şükrediyorum.

 • Ben sahip olduklarımı özgürce seviyorum.

Sevilmeme korkusu için:

 • Ben sevmesini bilen ve sevgisini gösterebilen biriyim, bu neden- le sevgilerin en güzelini hak ediyorum.

 • Ben kendimi seviyorum, ben tüm canlıları seviyorum, bu neden- le hayat bana sevgisini armağan ediyor.

 • Tüm insanlar tarafından seviliyorum, çünkü bunu hak ediyorum.

Parasız kalma korkusu için:

 • Evren bolluk içinde, evrenin bolluğu bana akıyor, maddi, manevi zenginlik içerisindeyim, para bana çoğalarak geliyor.

 • Arzu ettiğim her şeye uygun olan en güzel zamanda sahip olu- yorum.

 • Ben çok parayı ve varlıklı yaşamı hak ediyorum.

Kanserden korkma, olumsuzluktan ve yanlış beslenmekten kork!

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun yayınladığı 2014 Türkiye Kanser İstatistikleri Raporu’nda* kanser türlerinin erkek, kadın ve çocuklara göre dağılımı şöyle sıralanıyor:

 Erkeklerde saptanan ilk üç kanser türü: Trakea, Bronş, Akciğer (%52.5), Prostat (%32.9), Kolorektal (%22.8).

Kadınlarda saptanan ilk üç kanser türü: Meme (% 43), Tiroid (% 20.7), Kolorektal (% 13.8).

Kız çocuklarda (0-14 yaş) saptanan ilk üç kanser türü: Lösemi (% 34.1), MSS Tümörleri (% 18.9), Lenfoma (10.8).

Erkek çocuklarda (0-14 yaş) saptanan ilk üç kanser türü: Lösemi (% 36.5), MSS Tümörleri (% 18.5), Lenfoma (%15.7).

Genetik faktörler bir yana, çocuklarda kanser oluşumunun en önemli nedeni, yanlış beslenme ve elektromanyetik alana maruz kalmaları gösteriliyor.

Kanser erken dönemde teşhis edildiğinde  etkin olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır. Geç dönemde farkedilse dahi günümüz tedavileri artık kanseri kronik bir hastalık haline getirilebilmekte.. Kanser hastalarının ve yakınlarının bu nedenle umutlarını korumaları ve hastalıkla savaşmayı sürdürmeleri çok önemli. Kanserle mücadelede her geçen gün yeni moleküller, hedefe yönelik yeni tedaviler ve tamamlayıcı destek tedaviler geliştirilmektedir.

 

Olumlu olun, neşenizi artıracak etkinlikler içinde olun. Gülün. Gülmek, bağışıklığımızı kuvvetlendiren mutluluk hormonu (endorphin) salgılanmasını sağlar. Ayrıca, Biorezonans, Psiko Kinezyoloji, NLP gibi tamamlayıcı tıp dallarında çalışan uzmanlardan destek alarak kuvvetinizi, direncinizi, ruh sağlığınızı artırın.

Kanserden korunmak için yapılması gerekenlerin en başında (günde 2-3 ya da 20-30 tane farketmez!) sigarayı bırakmak, sigara içilen ortamlardan uzak durmak gelmektedir.

Doğru beslenmek, fiziksel aktivite içinde olmak, katkı maddelerinden uzak durmak, aşırı güneş ışınlarına maruz kalmamak, elektromanyetik alanlardan ve  X ışınlarından uzak kalmak da gerekli tedbirlerdir.


Karaciğer için toksik bir madde olan alkol kullanımını kısıtlamak veya tamamen durdurmak da akıllıca olacaktır.

 

Çocuklar ve kendimiz için almamız gereken bazı basit tedbirleri hekimler ısrarla hatırlatıyor ve bizlerden bu bilgileri çevremize yaymamızı önemle rica ediyorlar:

Oyuncak sayısını abartmayın. Plastik çocuk oyuncaklarından uzak durun. Tahta oyuncakları tercih edin. Plastik oyuncaklardaki fatalat maddesi vücutta östrojen üretimini kamçılayıp özellikle kız çocukların erken ergenleşmesine yol açmaktadır ve kanserojendir.

Lateks ve kauçuk objeler kanserojen nitrosamin içerir. Biberonlarda silikon tercih edin. Yumuşak plastik ürünlerin üzerinde “BPA (Bisfenol) içermiyor” etiketini arayın.

Bayat kuruyemişlerde kanserojen küf aflatoksin bulunmaktadır. Çocuklarınıza bayat gıda yedirmeyin.

İçme suyunuzu plastik ambalajlarda değil cam içinde muhafaza ediniz. Mümkünse mutfak musluğunuza ev tipi su arıtma cihazı taktırın.


Beyaz şekeri alışveriş listenizden çıkarın.

Çocuklarınıza iki yaşına kadar şekerli gıda vermeyin.Böylece şeker tadına alışmamış ve şekerden korunmuş olur.

Salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinde nitrit ve nitrat bulunmaktadır. Çocuklarda kan kanserine yol açan bu maddelerden uzak durun.

Uzun ömürlü market ürünlerini tercih etmeyin.

Doğal biolojik koşullarda yetiştirilmiş meyvelerden bol bol tüketin. Bol lifli posalı meyveler tükettirin.

Besinlerle doğrudan temasta bulunan plastik her türlü mutfak malzemesini kullanmayın. Çelik, cam ve porselen tercih edin.

Çocuklara antienflamatuar özellikli Omega 3 içeren deniz balıkları yeme alışkanlığı kazandırın. Balık mevsimi dışında ise balık yağı takviyesi yapın.

Glutamat, tat yoğunlaştırıcı maddeler ve zararlı yağ içeren fastfood ürünleri yerine tencere yemeklerimizi tercih edin.

 

Tam tahıllı karbonhidrat grubunu tüketin. Ruşeymi alınmamış, beyazlatıcı katılmamış tam buğday ya da çavdar, kabuklu pirinç, tam buğday makarnası gibi..

Glisemik indeksi 50’nin altında olan besinleri seçerek inflamatuar etki eden insulin salgılamasını kısıtlayın.

Temiz havada her gün yürüyüş yapın, hareketsiz kalmayın.

Basit gripal vakalarda hemen antibiyotiğe başvurmayın. Enfeksiyonlu durumlarda ateş 39.5’u geçmediği sürece üç gün ateş düşürücü kullanmayın. Unutmayın ateş vücudu korumak için bağışıklık sistemini harekete geçirir. Erken müdahele ederseniz mikropların ölmesini engellemiş olursunuz. Kafanıza göre antibiyotik kullanmayın, doktorunuzun verdiği antibiyotiği ise zamanından önce bırakmayın.

Savunma sistemimizi güçlendiren gıdaları iyi öğrenin ve tüketin. Yeşil çay, zencefil, soğan, sarmısak, kırmızı meyveler gibi..

Herhangi bir sağlık sorunu kısıtlamanız yoksa kendiniz ve çocuğunuzun kilosuna göre ayarlanmış günlük su tüketimini ihmal etmeyin. Bu miktar yetişkinler için günde 2,5 litredir.

Bilinçli güneşlenmek D vitamin oluşumu için faydalıdır, ancak mevsime ve saatlere dikkat ederek zararlı ışınlardan korunun. Kış aylarında D vitamini takviyesi alın.

 

Beslenme biçimimiz ruh sağlığımızı da etkiliyor

Ruh ve beden sağlığının bir bütün olduğunu düşünürsek  beden sağlığımızı etkileyen her şeyin ruh sağlığımızı da etkileyebileceği sonucuna varmamız mümkün.

Sağlığımızı etkileyen en önemli faktör “beslenme” biçimimiz, sosyokültürel ve coğrafik farklılıklardan, modern çağın sunduğu genetiği değiştirilmiş organizmalara,  gıda katkılarından renklendiricilere kadar  birçok unsurdan etkilenmekte..

Ortadoğu ülkelerinde  hayvansal et ve sakatat tüketimi oldukça fazlayken, Hindistan gibi budist ülkelerde bitkisel beslenme ağırlıklıdır. Japonya ve Norveç gibi ülkelerde ise beyin gelişimi ve işleyişine katkısı olan omega-3 yağ asitleri içeren deniz ürünlerinin tüketimi fazladır..  Bu örnekler, huy ve mizacımızı tüketilen gıdaların  değiştirebileceği hipotezlerini açıklayabilir.

Bitkisel ağırlıklı beslenen kişilerin kişilik yapısı daha toleranslı ve uyumludur.  Et ağırlıklı beslenen kişilerde ise öfke hali daha yaygındır.

Beyin işleyişi ve gelişimi için faydalı olan omega-3 yağı içeren alfa-linolenik asit, DHA (dokosaheksaenoik asit) ve EPA (eikosapentaenoik asit) gibi yağ asitlerinin, özellikle çocuklardaki hiperaktivite ve dikkat eksikliği üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmıştır. 

Esansiyel aminoasitler, B vitaminleri ve kalsiyumdan zengin et ve süt ürünleri  de beyin sağlığı için önemlidir. Tek düze bitkisel içerikli gıdadan ibaret beslenme şekli tek başına beyin ve ruh sağlığı açısından vücudumuzun temel ihtiyaçlarını karşılamayabilir. Halbuki karışık tahıl, baklagiller, yeşil yapraklı sebzelerin et ve süt ürünleri ile dengeli tüketilmesi beyin sağlığı açısından daha faydalıdır.  

Besin katkılarının, sentetik gıda boyalarının ve koruyucuların çocuklarda ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’ gibi bazı davranış sorunlarına sebep olabileceğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Gıda renklendirici ve koruyucuları özellikle çocuklarda hiperaktivite sorununa yol açtığı birçok tıbbi araştırmada kanıtlanmıştır. Çocukların kilolarının yetişkinlere nazaran daha düşük olması nedeni ile kimyasallara maruziyet ve bunların yarattığı etkiler daha belirgin görülmektedir. Zararlı bazı gıda katkı ve renklendiricilerini şöyle sıralayabiliriz:

Sunset Yellow (E110) portakal ve kayısı jölesi (veya yumuşak şekerlemeler), portakal ve limonata içecekler veya tozları, paket çorbalar, sıcak çikolata karışımları, bazı pediatrik şuruplar, 

Tartrazine (E102) soğuk içecekler ve tozları, dondurma veya tozları, şekerler, sakız, jöle, bazı pediatrik şuruplar,

Ponceau 4R (E124) Tatlı malzemeri, jöle veya yumuşak şekerlemeler, salam, salata sosları ve bazı pediatrik şuruplar,

Quinoline Yellow (E104) Dondurma ve şekerlemeler, içecek tozları, tütsü balık,

Carmoisine (E122) jöle ve yumuşak şekerlemeler, şekerler, sosis ve salam, bazı pediatrik şuruplar,

Allura Red (E129) şekerler, içecekler, şuruplar,

Sodium Benzoate (E211) soğuk içecekler, sirke, hazır turşu, meyve suları, kekler, jöle veya yumuşak şekerlemeler, şekerler, sucuk,cips ve bazı pediatrik şuruplar.  Küf ve mayalara karşı antimikrobiyal olarak kullanılan Sodyum Benzoate’ın vücutta metabolize edilirken sitrat ile birleşerek kanserojen bir madde olan benzene dönüşür.

    

 

Besin katkılarının yapabileceği bazı psikiyatrik bulgular:

– Yorgunluk, dikkatsizlik, dikkat eksikliği

– Huzursuz bacak, bacak sallama

– Duygudurumda dalgalanmalar 

– Çabuk sinirlenme ve huzursuzluk hali.

Ne kadar düzenli yiyorsunuz?

Kan şekeriniz düştüğünde yorgun, bıkkın ve üzgün hissedebilirsiniz. Şeker seviyenizi sabit tutmak için düzenli yemek yemeniz ve yavaş yavaş enerji salan gıdaları seçmelisiniz.

Yavaş salınan enerji yiyecekleri protein gıdaları, fındıklar ve tohumlar, yulaf ve kepekli tahıllardır.

Bazı ipuçları:

Kahvaltı etmek güne iyi bir başlangıç ​​olur.

Zengin bir öğle ya da akşam yemeği yerine, gün içine yayılmış küçük porsiyonlar yemeyi deneyin.

Saat 19.00’dan sonra yemek yememeye özen gösterin.

Tatlı atıştırmalar, şekerli içecekler ve alkol gibi kan şekerinizi hızlı bir şekilde yükselten veya düşüren gıdalardan kaçının.

Günlük besinlerinizi alıyor musunuz?

Bizi fiziksel ve zihinsel açıdan sağlıklı tutan birçok mineral, vitamin ve lif içeren sebzeler ve meyvelerdir. Her gün farklı renkte meyve ve sebze yemeli, iyi besin öğeleri almalıyız. Aynı tür gıdadan çok porsiyon yemek  fayda sağlamaz.

Bazı ipuçları:

Domatesler, mantarlar ve muzlar, beyniniz dahil, tüm sinir sisteminiz için gerekli olan yüksek düzeyde potasyum içerir. Vitaminlerini yok etmemek için de bazı sebzeleri çiğ yemeye çalışın.

Yeterince su içiyor musunuz?

Yeterli miktarda su içmiyorsanız, konsantre olmakta veya net düşünmekte zorlanabilirsiniz. Peklik çeker, iyi hissetmezsiniz. İçecekleriniz su, bitki çayı, yeşil çay veya seyreltilmiş meyve suyu olmalı.

Bazı ipuçları:

Vücudunuzu susuz bırakmayın. Günde en az iki buçuk litre suya ihtiyacınız olduğunu bilin. Bir miktarı yiyeceklerinizde mevcut, ancak diğer kısmını içmeniz gerekiyor.

 

Doğru yağları mı tüketiyorsunuz?
Beyniniz omega 3 ve 6 yağlarına ihtiyaç duyar. Bütün yağlardan kaçınmak yerine doğru olanları yemeniz önemlidir. Yağlı balıklar, kümes hayvanları, fındık-ceviz-badem gibi kabuklu yemişler, zeytinyağı,  ayçiçek yağı, kabak çekirdeği ve ayçekirdeği, avokado, süt, yoğurt, peynir ve yumurta  iyi yağlar ihtiva ederler. Bazı ipuçları:

Marketten satın alınan kek ve bisküvilerde olduğu gibi içindekiler listesinde trans yağ veya kısmen hidrojene yağlar yazan yiyeceklerden  kaçının.  Enerjinizi düşük hissettiğiniz anlarda  cazip olabilirler, ancak bu tür yağlar uzun vadede hem ruhsal durumunuzu hem de fiziksel sağlığınızı kötü etkiler.

Yeterince protein alıyor musun?

Protein, düşünce ve duygularınızı düzenlemek için beyninizin ihtiyaç duyduğu kimyasalları oluşturan amino asitler içerir. Aynı zamanda kan şekeri seviyenizi kontrol etmeye yardımcı olur.

Protein; yağsız et, balık, yumurta, peynir, baklagiller (bezelye, fasülye ve mercimek), soya ürünleri, fındık ve tohumlarda bulunur.

Bazı ipuçları: Et yiyecekseniz, satın alabileceğiniz en kaliteli eti seçin. Fabrika üretimi hayvanların etinden daha fazla besin ve daha az yağ içerirler.

Neden protein içeren  gıdaları araştırıp, denemek için yeni bir şeyler bulmuyorsunuz?

Bağırsaklarınız nasıl hissediyor?

Zihin durumunuz, sadece fiziksel rahatınızla ilintili değil biliyor musunuz? Birçok kimyasalı beyninizle  müşterek kullandığından bağırsaklarınız onunla iletişim içindedir.

Sağlıklı bağırsak gıdalarını hatırlatmakta fayda var: lifli meyve, sebze ve kepekli tahıllar ile probiyotik içeren yoğurtlar.

İpucu: Bağırsaklarınızın yeni bir yeme alışkanlığına alışması zaman alabilir.  Bu nedenle esaslı değişiklikleri yavaş yapmalısınız.

Çok fazla mı kafein alıyorsunuz?

Kafein uyarıcıdır. Fazla almanız endişeli ve depresif hissetmenize neden olabilir,  geceleri içiyorsanız uykunuzu kaçırabilir. Çay, kahve, çikolata, kola ve enerji içecekleri kafein içerir.

İpucu: Az kafein alır veya tamamen bırakırsanız kendinizi oldukça hızlı bir şekilde daha iyi hissedebilirsiniz. Yine de alışkanlıklarınızı aniden değil, yavaş yavaş terketmeye bakın.

İlaç alıyor musunuz?

Belirli psikiyatrik ilaçları kullanıyorsanız bazı gıdaları yemek tehlikeli olabilir. Örneğin bir çeşit antidepresan olan MAOI alıyorsanız turşular, fermente olmuş, bekletilmiş, asılmış, kurutulmuş veya olgunlaştırılmış yiyecekler yememelisiniz. Çünkü gıda, havayla temas ettikçe tiramin adı verilen bir madde yüksek seviyelere yükselir ve tiramin ile MAOI arasındaki etkileşim çok tehlikeli olabilir.

Lityum kullanıyorsanız, beslenmenizdeki tuzlu maddeler ve sıvı miktarı konusunda çok dikkatli olmanız gerekir. Bunun nedeni, vücudunuzdaki tuz ve sıvı miktarı lityum seviyenizi etkileyebilir ve lityum seviyeniz çok yüksek olursa çok tehlikeli olabilir.

Herhangi bir ilaç reçetelemeden önce, doktorunuz muhtemel riskleri veya yan etkileri açıklamalıdır. Böylece bilinçli kararlar verebilirsiniz.

 

Biorezonans terapisi herkese ve tüm rahatsızlıklara yardım edebilir mi?

Dünyada herkese yardım edebilecek tek tıbbi bir yöntem yoktur. İnsan, teknik olarak tekrarlanabilir kurallara göre çalışan bir makine değildir. Her insan tektir ve hastalık, fiziksel, psikolojik ve sosyal koşulların yarattığı çok yönlü bir ürün olarak görülmelidir.

Tamamen yok edilen veya yok olan organlar ve doku, herhangi bir yöntemle ve biorezonansla bile düzeltilemez. Eksik enzimler, vitaminler ve besinler de fiziksel olarak sağlanmalıdır. Biyofiziksel bilgi transferi hastanın açlığını tatmin etmeyecektir! Duyarlı doku hala mevcutsa, genellikle hastanın durumunda biorezonans yoluyla bir iyileşme sağlanabilir. Maddeden daha üstün olan salınım örnekleri genellikle kimyasal maddelerin fiziksel düzeyde artık etken olmadığında bir etki üretecektir.

Şiddetli psikolojik travma da biyorezonans ile tedavi edilemez. Zor bir çocukluk, taciz, travmatik olay ve kronik hayal kırıklığı hastalığa neden olabilir veya teşvik edebilir veya tedavisini engelleyebilir. Biorezonans cihazı hastanın üvey annesi veya eşini değiştiremez!

Bilinçaltında hastalıklarından beslenen hastalar da vardır. Hasta oldukları sürece, eşlerinin ve ailelerinin sevgisi ve bakımını garantilemişlerdir. Böylece işe gitmemeleri için de bir sebepleri vardır. Bir terapistten diğerine koşan ve çaresiz bir hasta olduklarını teyit etmek için her şeyi deneyen hastalar vardır.

İyileştiklerini hissettiklerinde, tedavi genellikle sudan bahanelerle kesilir. “Yararlı hastalıklar” için başvuran hastalar genellikle tedavi edilemez.

Biorezonans birçok tıbbi durumun semptomlarını hafifletebilir hatta ortadan kalkmasını sağlayabilir. Hastanın iyileşip iyileşmemesi,BİR ölçüde ruhsal bozukluğa ve diğer psikolojik ve sosyal faktörlere de bağlıdır.

Deneyimli biorezonans terapistleri, hasta grubuna bağlı olarak % 80 ila %90 başarı oranı bildirmektedir. Dokuz veya on hastadan birine maalesef yardım edilemez.

Tedavinin başarısız olmasının nedeni, keşfedilememiş veya tedavi edilmemiş bir fiziksel veya psikolojik terapi bloğu olabilir.

Özetle, biorezonans, çok sayıda rahatsızlığa yardımcı olan ve hastanın sağlığına kavuşmasını sağlayan bir teşhis ve tedavi yöntemidir.